Hayallerinin Peşinde Ol

25 Kasım 2017 Genel 0 Comments

20171121-MGE_5148

Sevdiğiniz işi mi yapıyorsunuz? Cevabınız “Evet” se çok ama çok şanslısınız. Ne kadar önemli bir soru aslında değil mi? Sevdiğin işi yapmak ve istediğin yerde yaşamak! Bu ikisi bence günümüzde mutluluğun kilit noktalarının başında geliyor bence. Derler ya; sevdiğin işi yaparken hiç çalışmazsın diye. Çok doğru aslında…

Eminim çoğunuz plazalarda, kurumsal hayatta sıkılmış, yorulmuş, bıkmışsınız. Ben de öyleydim. Taa ki her şeyi bırakıp kendi yolumu bulana kadar…

Zaten hayatta hep cesur kararlarım oldu benim. Bazıları yanlıştı elbet ama çoğunda iyi ki dedim. Kurumsalı bırakmak da en büyük “iyi ki”lerimden.

Lise yıllarımda tiyatrocu olmak en büyük hayalimdi. Bir iki semtin kültür merkezinde oyun sahneleyince iyice emin oldum, ben tiyatrocu olmalıydım! Gel gör ki baba faktörüm vardı:) Başına buyruk hareket edemezdim. Doğru dürüst bir üniversite okumalıydım. İktisatı kazanınca da gitmemek çok ütopik olacaktı elbette benim için. Okuduğum bölümü hiç sevmedim. Ne işim vardı benim burda? Sanatla ilgilenmeliydim ben!

Sonra hayat işte, okul, yurt dışı derken döndüm geldim ve iyi bir firma da işe başladım.

İlk zamanlar güzeldi. Hayata atılmıştım artık. Ama 10 yıl dayanabildim. Şirketimin lokasyon değiştirip iyice uzağa taşınması daha da çile olmuştu. Hayatımın yarısı trafikte ve yollarda geçiyordu. 10 yıl sonra daha birçok sebep bir araya geldi ve gözümü kararttım. Eşimin mesleği olan fotoğrafçılığa başladım.

Herkes “Ne güzel gözün var, çektiğin fotoğraflar harika!” dedikçe yeniden doğuyordum:) Hayatta daha önce hiç farketmediğim bir sürü güzelliği farketmeye başladım. Doğa, renkler, yer, gök herşey, herşey ne kadar da güzeldi. Çok alakasız bir şey de bile farklı güzellikler görmeye başladım. Hayatıma yeni bir ışık, farkındalık gelmişti.

Çalışma saatlerim değişikti artık. Bazen gece çalışıyorum, bazen hiç çalışmıyordum, bazen bir doğuma tanık olacaksam gecenin 3 ünde çekimde oluyordum. Yani hala öyle:) Evet bu da yorucuydu ama bu bendim. Kendimi, duygularımı ifade edebileceğim bir işi yapıyordum artık. Belki tiyatrocu olamadım ama sanatın bir köşesinden tuttuğum için mutluyum.

Çok mutluyum hem de…

Eğer mutsuzsanız, hayat gerçekten tat vermiyorsa size herşeyi en baştan tekrar düşünün. Biraz cesaret kötü bir şey değil. Elbette her an her şeyi yapamayız ama en azından hayalleriniz için bir plan program yapın. Şimdi olmaz ama 2 sene sonra yapacağım deyin.

Mesela benim diğer büyük hayalim Bozcaada’da yaşamak. Şimdi olamıyor belki ama geleceğim içim bunu planlıyorum. Hayal etmek de planlamanın bir kısmı bence:) Körü körüne teslim olmayın mutsuzluğunuza. Hayat gelip geçiyor! İstediğimiz gibi yaşamalı, en azından çabalamalıyız!

Hepinize sevgiler…


Roma Yeme- İçme Rehberi

01 Ağustos 2017 Genel, travel 0 Comments

20170307-ATR_5213           20170308-ATR_5340

Eminim Roma denilince aklınıza ilk gelenlerden biri de enfes mutfağı ve leziz yemekleridir… Benim de öyle:) Şehre gitmeden önce İtalyan mutfağıyla haşır neşir olan, gnocchi’den tutun da tiramisu, el açma makarnalar yapmaktan kendimi alamayan ben, tüm bu lezzetlerin anavatanında kendimi kaybettim. Şimdi bunları sizlere yazarken tek tek gözümün önünden geçecekler:) Siz de okurken biraz sıkıntı çekeceksiniz ama ne yapalım? Olur o kadar:)

Roma’da nerede ne yesek acaba diye düşünüyorsanız, haydi buyrun…
Piazza Navona’ da adını unuttuğum pizzacı:)
Hatırlayınca yazıcam söz:) Navona meydanından çıkarken köşede karakol gibi birşey var, onun önünden geçin tam karşıda.
Ah o pizzalar…Gerçekten bambaşkalar… Bütün sokağa yayılmış kokularıyla sizi kendinizden geçiriyorlar:) Roma’ya varır varmaz şehrin büyüsüne kapılıp acıkmayı, yemek yemeyi unutacağımızı sandıysanız yanıldınız tabi ki:) Zaten unutsanız da sokakları saran taş fırından çıkmış pizza kokusu size hatırlatıyor, tok olsanız bile aklınıza deli deli şeyler sokuyor:) Hoş biz zaten yarı gezmeye, yarı yemek yemeye geldik sevgilimle:) O yüzden hazırız Roma! Bunu böyle bil!:)
Piazza Navona’dayız, daha geleli 1 saat olmuş, hemen yakın ve lezzetli bir yer bulmamız gerek. Etrafta birşeyler yiyerek gezen insanlar gördük ve hemen takip ettik, hepsi ellerinde pizza ile aynı yönden geliyorlar. Neyse ki uzak değildi, hemen Piazza Navona’nın karşı caddesi. Köşeyi döner dönmez karşımızda! Pesto soslu ki pesto sosu favorimdir ve domatesli büyük bir dilim pizza ve margaritha aldık. Pizzalar kilo ile satılıyor ve aldığınız pizza diliminin büyüklüğüne göre ödeme yapıyorsunuz. Başka yerler denemekten o pizzacıya bir daha gidemedik ama sizi temin ederim o pestoyu unutamıyorum:) Yine gitsem, yine ilk pizzamı orda yerim!
Antica Taratoria della Pace- (Via della Pace 1)
 
İlk akşam gittiğimiz restaurant. Henüz acemiyiz ve de yol yorgunuyuz. Daha keşife çıkmadığımız için Navona meydanının alt sokağındaki restaurantlar cazip geldi.  Fiyatları da gayet uygundu ama İtalya’ya göre konuşuyorum lezzeti için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Ordan çıkar çıkmaz aklımdan silindi:) Size yazmak için hatırlıyorum sadece:) Pizzası da fena değildi ama ben de bir iz bırakmadı açıkçası. Evet çok şey bekliyorum haklısınız:) Burda yediğim her yemek standartların üstünde olmalı! Küçük bir sandviç bile olsa… Açıkcası bir daha gitsem şans vermeyeceğim bir yer. Çünkü çok çok iyileri var! Sonradan keşfettik:)
 
Pompi (Via Della Croce,82)

Tiramisu tiramisu diye deliriyorum tabi kiiii! ‘Hadi ama hemen yiyelim’ diye söylenip durdum.  Meşhur Pompi’ ye uğrayıp tadına baktık. Roma’da yediğim ilk tiramisu olduğundan ilk etapta bayıldım, ama sonraki günler çok çok daha iyilerini yiyince fena değile düştü puanı:) Aslında yıllar önce öz hakiki :) İtalyan ailesinden bizzat tiramisu öğrenip yapmış biri olarak çok seçici olmam lazım ama, burası İtalyaaaa!! Ne seçiciliği Allah aşkına! Hepsi leziz:) Ama bazıları gerçekten çoook leziz:) Pompi’den  paket içinde satılanlardan alıp çıktık, bulunduğu sokakta da yedik:) Paketi 4 euro. Trastevere’deki Tonnarello’da yediğimiz tiramisu efsaneydi, bir cam kupa dolusu mutluluk! Bir de Navona meydanında gecenin körü tiramisu krizi gelince gittiğimiz bir yer vardı, ev yapımı tiramisusu gerçekten süperdi. Ama adını almayı unutmuşum:( Navona meydanında polis karakolunu biraz geçince. Fiyatı 10 Euro idi ama değdi. 

Ristorante Pizzeria Pasquino (1,Piazza Pasquino)
 
Parmesan peyniriyle dans eden ravioliler! El yapımı ravioli, süt gibi kremamsı lor, aromatik otlar, tereyağlı parmesan sosu… Ben efsane ravioli tabağimla çok mutluyken, et sevdalısı bir adamla evli olduğumu unutmuyorum elbette. Onun böyle lor peynirleriyle, parmesanla pek işi yok. Neyse kendisi için güzel bir tercih yapıp dana steak söyledi. Çok umudumuz yoktu aslında ama o kadar başarılı geldi ki İtalya’nın sadece karbonhidrattan ibaret olmadığını farkettik nihayet:) Ortaya söylediğimiz bruschettalar vasattı. Üzerine domates dilimleyip, zeytin ezmesi sürmüşlerdi sadece. Hani nerde bunun mozzarellası? Yine de yumulduk, kızarmış ekmeğin üstündeki sarmısak ve zeytinyağı yeter!
Burada restaurantta harika italyan lezzetlerinin tadına varabilirsiniz, biz beğendik. Espresso içmeden kalkmayın rica edeceğim, tadı damağımda kaldı:)
 
La Boccacia (Via di Santa Dorotea,2)
 
Çok fazla turistik bir yer olsun istemiyoruz bu defa. “Bu İtalyanlar nerelerde yiyor kardeşim? Bana onlarla gelin” nidaları atarken sevgilim imdadıma yetişti. İtalyanların uğrak yeri bir pizzacı varmış, araştırdı buldu, yaşasın! Hadi hemen gidelim! Akşam üstü biraz yürüyüş yapıp nehri geçtik. Geçer geçmez hemen sağda. Küçücük. Vitrin pizzalarla dolu. Öyle lüks bir yer değil… Tabaklarımızı resmen pizza dilimleriyle doldurduk:) Aman Allahımmm! Bu sanırım hayatımda yediğim en en en güzel pizza… Kriterin ne derseniz, hamuru ve mozzarellanın cinsi, tadı. Buradaki hamur benim en sevdiğim cinsten, biraz yağlı ve kıtır kıtır. Mozzarella ise sütün tadını ve aromasını hissettirecek bana. Bu pizzada hepsi vardı, daha ne isterim. Ve çok çok uygun fiyatlı. Kesinlikle tekrar gittiğimde koşa koşa, hatta birkaç defa gideceğim bir yer. Daha sonra farkettik ki kaldığımız otelin çok yakınında da bir şubesi varmış:) Olsun ben yine Trastevere’ dekine giderim:) İlk göz ağrım:) Buraya muhakkak gidin, bayılacaksınız!
Baffetto 2 (Piazza del Teatro di Pompeo 18)
 
Baffetto çok meşhur… Hep önünde yığınla kuyruk… Bir gün kapısı yine kuyrukla doluyken Baffetto 2 var diye tavsiye ettiler, peki dedik. İyi ki de dedik! Sıcacık, masaları tıka basa dolu, insanların sohbetle, neşeyle yemeklerini yerken lezzet sarhoşluğunda olduklarını resmen gözlemledim:) Hem turistler var bizim gibi, hem de italyanlar. Pizza olarak mozzarella, domates istedim. Önden de Bruschettalarımızı sipariş ettik. İşte beklediğim bu! Mozzarella di Buffala peyniri ama ne peynir!! % 100 manda sütü… Domates ve bol zeytinyağı. Evet benim bruschettam bu! Baffetto 2’ye muhakkak gidin, bayıla bayıla yediğimiz bir yer oldu. Pizzası da gerçekten çok ama çok lezzetli, öyle böyle değil! Şaka yapmıyorum:) Pizzamın üzeri yine star mozzarella di buffala ile doluydu, ekstra da sarımsak koydular benim için. Şu an bunları yazarken ağlıyorum dostlarım:)
Biz pizzalarımızı yerken, yan masadan makarna sipariş eden bir müşterinin makarnasında gözüm kalınca bir başka gün tekrar oraya gitmeye karar verdik. İşte ben de böyle bir insanım:) Önümde lezzet dolu bir pizza varken yan masadaki makarnada gözüm kalıyor:) Rezil ben:) Ama ne yapayım, yaşayan bilir o ambiyansı… O el yapımı fettuchini’yi denemeliydim! Mantar soslu fettuchini ve domates soslu spaghetti sipariş ettik. Rüyalara daldıracak kadar güzeldi. Baffetto’yu birazdan keşfedeceğiz ama Bafetto 2 bizim favorimiz! Muhakkak gidin derim.
20170307-ATR_5213
20170307-ATR_5210
Bafetto (Via del Governo Vecchio,114)
Eveetttt biraz erken davranıp seni kuyruksuz yakaladık Baffetto:) Burası Baffetto 2 gibi değil, sadece pizza sipariş edebiliyorsunuz. Muhteşem bruschettam bile yok:(  Neyse pizzamızı söyledik, ne yalan söyleyeyim gerçekten lezzetli. Ama baffetto 2 daha da lezzetli. Üstelik çok daha güler yüzlüler. Bafetto’daki garson bizi hayata küstürdü:) “Tatlı ister misiniz?” diye bir soruşu var, acı biber yemiş gibi bakıyor:) İstemedik tabi ki! “Çıkışta gelato yiyeceğiz biz canım” diyip oradan ayrıldık:) Öyle birşey demedim tabi ki, ama gelatomu yedim:)
 
Pastifico (Via della Croce,8)
 
İspanyol mervidenlerinin orda. Saat 13:00 de açılıyor ve bir çırpıda bitiyor makarnalar. İki çeşit makarna çıkıyor ve istediğinizi seçiyorsunuz. Bizim aldığımız gün, balıklı ve domates soslu çıkmıştı, biz domates sosluyu tercih ettik. Dükkanın içinde yerseniz şarap da içebilirsiniz. Biz o kalabalıkta ayakta yemeği tercih etmedik, çünkü saat 13:00 oldu mu dükkanda adım atacak yer olmuyor, tıklım tıklım. Paketimizi alıp merdivenlerin orada  yedik. Lezzetli ve ucuz. Dolu bir makarna paketi 4 euro. Bir daha gider miyim? Evet, o ortam, sokakta yemek, o özgür ruh için tekrar bir kez daha giderim, sokakta makarnamı yerim:)
Il Vero Alfredo (Piazza Augusto Imperatore,30)
Vee fettucchini alferedo’ya adını veren meşhur yer. Gerçekten çok başarılı. Parmesan sosunu ve makarnayı büyük kayık bir tabakta masanıza getiriyorlar ve şef garson onu yanınızda iyice harmanlıyor, karıştırıyor. Diğer tabağa da bölüyor ama geleneksel olarak kraliçe tabağını yani büyük kayık tabağı kadınlara servis ediyorlar. “Bunlar beni kandıramaz Alfredo amca! Lezzetinden haber ver! “ diyorum ama ilk lokma ile kendimden geçiyorum. Parmesan sos, makarnanın inceliği, hamurun lezzeti, aroma… Gerçekten yediklerimin içinde en iyisiydi. Fiyatı biraz yüksek. Ama değdi!
20170309-ATR_5513
Tonnarello Trastevere (Via della Paglia,1)
Trastevere… Lezzeti bambaşka olan Trastevere… Bizi son akşamımızda büyüleyen, “Keşke bir günümüz daha olsa, niye son güne bıraktık?” dedirten restaurant Tonnarello’ dayız. Ortam o kadar güzel ki, cıvıl cıvıl insanlar, masalar sokakta, tam yaz havası, muhteşem yemekler, kokular… Güler yüzlü, arı gibi çalışan, ellerinde mis kokulu yemek tepsileriyle koşuşturan garsonlar… Bayıldık sana Trastevere!
Gözümüze en tatlı gelen restauranta oturduk, gerçi hepsi çok güzel ve şirin ama bizimki en güzeli:) Önden Bruschetta ile giriş yaptık… Sonrasında ana yemeklerimiz olan pesto soslu makarna ve pizza geldi! Efsaneydi… El yapımı, bol pestolu, parmesanlı makarna, tava ile servis ediliyor, inanılmaz sevdim! Müthiş de doyurucu. Aykut yediği en lezzetli pizzanın bu pizza olduğuna karar verdi. Ben hala seçim yapamıyorum:) Ardından çok lezzetli bir tiramisu yedik. Açıkcası gittiğimiz restaurantlarda yemek sonrası sipariş ettiğimiz tiramisuları denedikten sonra Pompi’nin paketli tiramisusu bana oldukça vasat geldi. Bu arada espressonuzu içmeden de kalkmayın. Benim gibi sade kahve tükenlerdenseniz de bu seferlik azıcık şeker atıp öyle içmeyi deneyin. Yemek sonrası içtiğimiz espressoların bu kadar lezzetli olmasına ne diyorsunuz? Ha evet, İtalya’daydık değil mi?:)
Roma’ya giderseniz Trastevere’nin akşamlarına muhakkak ortak olun. Gezin, yiyin, için. Yemekler orda gerçekten çok lezzetli. Görmeden, tatmadan dönmeyin.
ATR_5733
ATR_5737
Dondurmacı
Quinto Gelateria (Via di Tor Millina, 15)
Burada dondurmalar bir efsane! Gider gitmez önüme çıkan ilk dondurmacıya daldım. Burası Roma, muhakkak hepsi iyidir. Ben en iyisini bulacağım tabi ama bunun için denemek lazım:) Buradaki dondurmalar devasa oluyor onu söyleyeyim. Gelato’yu bitirmek için epey zamana ihtiyacınız var:) İlk dondurmam güzeldi, hem kocaman oluşuna hem de lezzetine şaşırmıştım. Lezzetliydi evet ama beni kendine geri döndürecek kadar değil:) Ne huysuzum yaa!
Giolitti (Via degli Uffici del Vicario,40)
Meşhur meşhur Giolitti! Kapısında kuyruk doluydu ilk gittiğimizde. Kuyrukta beklemek gibi bir niyetim asla yok, hiçbir zaman yemek için bir restaurantın kuyruğunda beklemedim. Bunun için Viyana’nın en iyi yerinde schnitzel yiyemedim, olsun! Yapacak birşey yok! Başka zaman:) Neyse biz gelatomuza dönelim. Önünde kuyrukla dolu olan Giolitti bir sonraki sefer gittiğimizde daha boş ve sakindi:) Meşhur kaymaklısından muhakkak alıcam ama seçmek çok zor! Burası benim ikinci favori dondurmacım oldu. Birinci başka:) Ama muhakkak deneyin, zevkler başkadır, belki sizin birinciniz olur.
20170308-ATR_5340
Come il Latte (Via Silvio Spaventa,24/26)
Collesoum gezimiz sırasında başımızı alıp yürüdüğümüz bir gün karşımıza çıktı. Ama inanılmaz uzak. Çok tatlı, sevimli bir dükkan, girince çok seveceksiniz. Dondurması da inanılmaz lezzetli. Ama beni oraya bir daha yürütecek kadar değil. Tesadüf yolunuz düşerse muhakkak girip dondurmanızı alın ama:)
20170309-ATR_5491
Gelateria del Teatro (Via del Coronari,65-66)
 
Yine tıklım tıklım bir yer:) Navona’da en sevdiğim dondurmacı. Tadı muhteşem, bulunduğu sokak daha da muhteşem! Hem dondurmanızı alın hem de muhakkak sokağında fotoğraf çektirin.
 
Don Nino Pantheon ( Via dei Pastini,134)
 
Adlarını sayamadığım kadar çok fazla yerde gelato denedim Roma’da… Kaçırdığım, bilmediğim güzel yerlerde vardır muhakkak. Ama Don Nino’nun dondurmasına aşık oldum! Bayıldık! Meyveler gerçek meyve, süt gerçek süt, krema gerçek krema… Hele bir fıstıklısı var öyle böyle değil, akıllara zarar! Tanıştığım andan itibaren başka yerde dondurma yesek de günün kapanışını hep Don Nino ile yaptık. Rüyalarıma girdi vicdansız Nino! Harika bir dükkan ayrıca, dekorasyonu beni benden aldı gerçekten. Hayatımda yediğim en güzel dondurmayı (ları) burada yedim, net! Anlaşıldığı üzere benim birincim Don Nino!
20170308-ATR_5327
20170308-ATR_5337
Palombini Caffee (Via di Tor Cervara 273)
Aşk çeşmesinin yanıbaşı… Ben cappuccino içtim ama Aykut içinde dondurma olan sıcak ve epeyce sert, değişik bir kahve söyledi. İkiside başarılı, biz sevdik. Roma’da her restaurantta içtiğimiz espressolar çok lezzetli olduğu için kahve için arayışlara girmedim açıkçası, nerede yorulduysak orada içtik kahvemizi. Sadece çok isteyip nedense bir türlü yolumuzu düşüremediğimiz Cafe Greco’ya gidemedik, ama bir daha ki sefere söz:)

Roma Seyahati

13 Mart 2017 Genel, travel 0 Comments
                                     
Roma! Hayallerimin şehri…Planlayıp planlayıp gidemediğim, birkaç defa çeşitli sebeplerden biletlerimizin yandığı, ama sonunda tanıştığım muhteşem şehir…
Sohbeti, eğlenmeyi, yemeyi-içmeyi seven mutlu insanlar, tarih dolu tam fotoğraflık turuncu binalar, pizza kokan sokaklar… Bayıldımm Roma’ya…
ATR_5611
ATR_5558
Şehri gezmek için yürümeyi tercih ettik. Hiçbir toplu taşıma aracına ihtiyaç duymadık. Piazza Navona’ya 250 metre uzaklıktaki Tree Charme Navona Hotel’de kaldığımız için şehrin tam göbeğindeyiz. Her yere çok yakınız ve benim hiçbir şey kaçırmaya niyetim yok. Roma zaten “Yürü” diyor, “O kadar güzelim ki yürü, beni keşfet!”.
Otelimize varıp biraz soluklandıktan sonra hemen dışarı attık kendimizi. Piazza Navona ilk durağımız! Zaten dibimiz:) O yüzden hemen bu meydanla başladık…Turistlerle dolu… Etrafında bir sürü restaurant bulabilirsiniz. Hepsi yolunuzu kesip sizi içeriye almak isteyecekler. Oldukça anlayışlılar ama, durun, menülerini inceleyin, fiyat sorun no problem:) 
MGE_0371
MGE_0373
MGE_0366Oldukça canlı, enerjisi olan bir meydan Navona…Yakınlarında bir yerde konaklayın derim. Ama beni meydandan çok, etrafındaki sokaklar etkiledi. Tek tek hepsini gezin, sokakların ruhunu yaşayın, fotoğraf çekmeyi ihmal etmeyin. Biz de meydandan ayrılıp hemen ara sokaklara daldık. En sevdiğim yerler! Öyle ki kendimi alamıyorum, her sokak mı güzel olur? Nereye başımı çevirsem fotoğraflıyorum, o derece! Ve sokakların muhteşem pizza kokusu!  Acıktığımızı hissedince Navona Meydanı yakınında bir pizzacıya resmen daldık. Take away pizzalarımızı aldık, amacımız dolaşa dolaşa yemek. Yemekle ilgili detayları, yakında yayınlayacağım Roma Yeme-İçme Rehberi yazımda okuyabilirsiniz.
20170305-MGE_0359
ATR_4967
Mutluyuz, enerjisi harika Roma’nın… Hava da mis! Daha ne isterim? Piazza Navona’dan çıkıp şuursuzca yürümeye başladık. Otele vardığımızda bize hemen harita verip işaretlemişlerdi gezilecek yerleri. Ama şu an, bu ilk günde bakmak istemedim. Ruhumuz bizi ne yöne götürürse oraya doğru yürümek istedik sadece. Bir süre sonra Roman Forum’a varmışız, gidince anladık:) Antik bir şehir. O kadar güzel ki, hem antik şehri görüyor, hem tarihi kokluyor, hem de biraz uzaktan da olsa Collesseum manzarasıyla baş başa kalıyorsunuz.
ATR_4924
MGE_0429
MGE_0447
20170305-MGE_0499
Biraz yorulduk, malum uçak yolculuğu falan derken akşam oldu artık. Tekrar Navona sokaklarına dönüp kendimizi müthiş Pizza kokularına ve lezzetine teslim ettik:)
20170306-MGE_0521
2. gündeyiz ve ben sabahın saat 5:00’i uyandım. İstanbul’da her gün 07:00’de uyandığım için vücut saatim buna alıştı sanırım. Pencerenin önünde Roma’nın da uyanmasını bekledim…
Oteldeki kahvaltı seansından sonra yola koyulduk. Bugünkü planımızda Aşk Çeşmesi ve İspanyol Merdivenleri var. Derhal o çeşmeye o bozuk para atılacak kardeşimmm!!! Attım merak etmeyin:) Çeşmeye varmak, her sokakta fotoğraf çeke çeke, “Aa burda ne varmış, burası neresiymiş , ayy ne tatlı cafe” dememize rağmen 10-15 dk sürdü.
ATR_4994
ATR_4982
MGE_0551
Vardığımızda bir de ne görelim; atılan bozuk paralar görevliler tarafından toplanmakta:) Ve oldukça kalabalık… Hmmm, Aşk Çeşmesi ile bu şekilde karşılaşmak istemezdim ama bunlar keyfimi kaçıramaz! Yaklaşık yarım saatlik bekleme süresini hemen çeşmenin yanıbaşındaki cafede cappuccino içerek değerlendirdik:) Sonra da sağ elimle sol omuzumun üstünden parayı havuza fırlattım:) Artık Roma’ya bir daha gideceğim kesinleşti:) Bu önemli görevi başardıktan sonra artık İspanyol Merdivenleri’ni görebiliriz. Aşk Çeşmesi’nden Piazza Spagna’ya doğru ilerlemeye başladık. Resmen güzelim Roma sokaklarında Hülya Koçyiğit edasıyla savrularak yürüyorum. Biraz daha kassam eski Türk filmlerinden çıkmış gibi “Çocukluğum bu mahallede geçti, “Zamanında bütün bu sokak şahs-ı muhterem babamındı”, “Ahh işte bu bizim evimiz!” gibi triplere gireceğim. Ama o kadar kaybetmedim kendimi şükür!
ATR_4954
Yollar o kadar güzel ki, bu şehirde kaybolsanız da önemli değil… Bir ara kocaman görkemli bir kapının önünden geçtik ve açık olduğunu farkettik. İçerisi harika sütunlarla dolu bir bahçe!
20170306-MGE_0579
Güneş bahçenin ortasına, limon ağaçlarının arasından süzülüyor… Çok hoşumuza gitti ama biraz da çekindik çünkü kimseler yoktu. Birkaç fotoğraf çektikten sonra gelen birilerinden öğrendik ki; burası rahibelere ait bir bahçeymiş. Binanın diğer tarafı da konservatuarmış… Fotoğraf yasak dediler ama biz çoktan çekmiştik zaten:)
İspanyol merdivenleri kalabalığıyla uzaktan “Ben burdayım” diyor!
“Merhaba sevgili merdivenler! Ben geldim!”
MGE_0586Yaklaşınca izlediğim o güzelim filmleri yaşadım resmen… Şurada bu film çekilmişti, burada bu sahne vardı, hep özene bözene, imrenerek izlediğim, “Ayy ne güzelll şehiir, ne güzell film” diyerek bir paket cipsi ağzıma tıktığım o anların anısına keyfini çıkarıyorum bu şehrin!:) Her köşesine hakettiği değeri verdim. Bu arada İspanyol Merdivenleri’ne gelirken, yürüdüğünüz sokaklarda İtalya’nın sembollerinden Pinokyo’nun satıldığı harika dükkanlarla da karşılaşabilirsiniz.
20170307-ATR_5190
Ama aklım tam karşısındaki caddede yalan yok, Via Dei Condotti! Muhteşem markaların bulunduğu cadde. Tarih dokusundan sıyrılıp, sinsice ilk hedefim Gucci şükelasına doğru yöneldim. Turlamam ne kadar sürdü bilmiyorum, kendimden geçmişim:) Tekrar kendime geldiğimde acıkmıştık. Alışveriş konusunda kendimi tutmam da epey zor oldu:) Zalımsın Gucci, zalımsın Hermes diyerek karnımızı doyurmaya gittik. Ya ne yapacaktık? Pardon burası Roma!:) Ye, dua et,sev! 
20170305-MGE_0474
3. gün en en ennnnn merak ettiğim mahalleye Trastevere’ye gideceğiz. Biliyorum gece çok daha güzel ama gündüz de görmek istiyoruz, sonuçta fotoğraf çekeceğiz değil mi?
Nehri geçip Trastevere’ye vardık. Evet çok güzel, ama çok sessiz… Kimseler yok, tek tük insanlar var. Güzel sokakları dolaştık, hazır kalabalık yok, bana deli diyen de çıkmaz, hopladım, zıpladım bir sürü fotoğraf çektim, çektirdim.
ATR_5083
20170307-MGE_0726
ATR_5132
ATR_5708
MGE_0774Sonra bir kahve molası verdik ve Pantheon’a doğru yürümeye başladık. Şu köşeyi de dönelim ne varmış, bu köşeyi de dönelim ne varmış derken karşımıza çıkıverdi.
ATR_5031
ATR_5035
Gerçekten ihtişamlı. Bir çok ünlü kişinin de mezarları burada. İçerisi oldukça kalabalıktı, o yüzden çok fazla keyif alamadım. Aslında tek tek inceleyip, üzerinde konuşmak gerek ama o kalabalıkta istediğim tek şey dışarıya çıkmaktı. Hemen bir gelato yemeliyim dedim ve dondurmayı kazanla verdikleri o güzelim dondurmacılara doğru eşimi sürükledim:)
Bu arada otele en yakın yer,  Navona Meydanı’ndan sonra Pantheon. Roma’da onyüzmilyon yerde denediğim dondurmaların en güzelinin de Pantheon’da olması bir nevi şansım oldu. Aldığım bir kaç kiloyu saymazsak tabi:(
Neyse, orası senin burası benim dolaşıyoruz. Plan yok, program yok… En sevdiğimiz şey!  Hoşumuza giden bir yer mi gördük, hemen dalıveriyoruz içeri, keşfediyoruz. Sokağın ortasında bir masaya oturmuş, pişti oynayan yaşlı iki italyan amcayı izliyoruz falan… Böyle işte:)
4.gün Vatikan var sırada.
MGE_0969 copy
MGE_0939
Biz biletlerimizi İstanbul’da internetten almıştık. İyi ki de öyle yaptık. Hiç beklemeden müzeye girdik. Müzeden çok etkilendiğimi söyleyemeyeceğim ama Sistine Şapeli ve çıkıştaki merdivenler olduka etkileyiciydi.
20170308-ATR_5296 copy
Şapel’de asla fotoğrafa izin verilmiyor. 1 tane bile çekemedim. Oysa allem eder kallem eder hallederdim ama olmadı. Zaten müze girişinde Ig story’me ortamı atayım derken iki polis üzerime koşarak gelince biraz tırstım. “Ama herkes çekiyor” diye çıkışınca da “Onlar birbirlerini çekiyorlar, siz güvenliği çekiyorsunuz” diye fırçamı da yedim:) Aslında ilk girişte aynı polisten uyarı almıştım, adam sürekli “Size daha önce de söyledim” diyip durdu.  Saçmasapanımsı gülümsememi takındım, tam olarak nasıl birşey ben de bilmiyorum, “Kem küm aa öyle mi peki tamam” diyerek şirince yanlarından ayrıldım. Kaçarak da diyebiliriz:)
Neyse Sistine Şapeli’ne ulaşmak deveye hendek atlatmaktan zor! O kalabalıkla beraber daracık merdivenlerden geçiyorsunuz, ha geldik ha geleceğiz derken o müze gözüme iyice bir labirent gibi görünmeye başladı. Böyle olunca da yol boyunca gördüğüm sanat eserlerinden pek keyif alamadım.
Vatikan’dan çıkınca planımız bazilikaya çıkmak ve o meşhur Vatikan fotoğrafını çekmekti. Ama öyle bir kuyrukla karşılaşıyoruz ki , dönüş günümüzde anca çıkarız bazilikaya! Bu kadar zaman çıkmayı başarmış ve fotoğrafı çekmiş tüm fotoğrafçı arkadaşlarımıza “Helal olsun” diyerek Vatikan’dan ayrılıyoruz.
Sırada Melekler Kalesi var. Aaa bugün kadınlar günü, tüm kadınlara giriş ücretsizmiş. Yaşasın! Valla Vatikan sonrasında kişi başı 13 Euro vermek pek işime gelmemişti iyi oldu:)
20170308-MGE_0947
20170308-MGE_0951
Melekler Kalesi diyince böyle içiniz huzur doluyor değil mi? Bana da öyle olmuştu. Yahu burası işkence kalesiymiş! Cem Sultan bile burada tutuklu yatmış. Zindanlar o kadar kötü ve karanlıkmış ki, rutubetten ve açlıktan mahkumlar ölüyormuş. İdam edilenlerin kafası ise günlerce köprüde asılı kalıyormuş. Vallahi içim şişti a dostlar! Melekler ve Şeytanlar filmini izleyince muhakkak gidelim demiştik. Evet harika bir şehir manzarası var ama geçmişi beni üzdü ve içimi kararttı. Ancak yine de iyi ki gidip görmüşüm diyorum. Siz de gidin görün hadi tamam:) Çıkışta bir gelato ya da tiramisu patlatırsınız geçer:)
Şimdiiiiii artık tekrar şehre ve güzelim Roma sokaklarına karışmak istiyorum. Bu kadar tarih ve kasvet bana yetti.
20170308-ATR_5340
5.gün Collosseum’u göreceğiz. Hadi bakalım yola düşme vakti. İlk gün Roman Forum’ a gitmiştik ya, onu biraz daha geçeceğiz. Otelin verdiği harita yanımızda, internet de var, hiçbir problem yok yolumuzu bulma konusunda.
Collesseum’ dan içeri girmek istemedik. Sebebini ben de bilmiyorum:) Belki gitmeden önce gördüğüm fotoğraflarından etkilenmedim, belki dışının çok güzel oluşu bana yetti karar veremiyorum:)
20170309-ATR_5422
20170309-MGE_1122
Hava güzeldi ve harika bir ışık vardı gittiğimizde, gönlümce fotoğraf çektim. Roma’ya yine gitsem tekrar uğrayacağım yerlerden.
Collesseum’dan ayrılınca yürümeye başladık. Şehrin hiç bilmediğimiz yerlerini gördük. Hatta mandalina ağaçlarıyla dolu bir cadde vardı ki bayıldım. O gün sanırım en çok yürüdüğümüz gün oldu. Fakat bugün son akşamımız. Ve onu da Trastevere’de geçirmeye kararlıyız. Zira akşamını görmedik henüz…
Otelde biraz dinlendik ve artık Trastevere’ye gitmeye hazırız. 10-15 dk lık bir yürüyüş sonrası bu güzelim mahalledeyiz. Resmen aşık oldum! Bir mahalle gündüz ve gece bu kadar mı farklı olur? Enerjisi, ruhu değişir. “Hayır hayır gitmek istemiyorum burdan” diye deli gibi bağırmak istiyorum ama saçmalamamalıyım! Gözümüze güzel görünen en şirin, en tatlı restauranta oturduk. Roma’da yediğimiz en lezzetli yemekler Trastevere’deydi. Muhakkak bu mahallenin akşamını yaşayın. Gezin, güzel bir yemek yiyin, kalabalığa karışın… Bayılacaksınız!
20170309-ATR_5591
Roma! Çok sevdim seni be! Bir daha geleceğim söz…