Roma Seyahati

13 Mart 2017 Genel, travel 0 Comments
                                     
Roma! Hayallerimin şehri…Planlayıp planlayıp gidemediğim, birkaç defa çeşitli sebeplerden biletlerimizin yandığı, ama sonunda tanıştığım muhteşem şehir…
Sohbeti, eğlenmeyi, yemeyi-içmeyi seven mutlu insanlar, tarih dolu tam fotoğraflık turuncu binalar, pizza kokan sokaklar… Bayıldımm Roma’ya…
ATR_5611
ATR_5558
Şehri gezmek için yürümeyi tercih ettik. Hiçbir toplu taşıma aracına ihtiyaç duymadık. Piazza Navona’ya 250 metre uzaklıktaki Tree Charme Navona Hotel’de kaldığımız için şehrin tam göbeğindeyiz. Her yere çok yakınız ve benim hiçbir şey kaçırmaya niyetim yok. Roma zaten “Yürü” diyor, “O kadar güzelim ki yürü, beni keşfet!”.
Otelimize varıp biraz soluklandıktan sonra hemen dışarı attık kendimizi. Piazza Navona ilk durağımız! Zaten dibimiz:) O yüzden hemen bu meydanla başladık…Turistlerle dolu… Etrafında bir sürü restaurant bulabilirsiniz. Hepsi yolunuzu kesip sizi içeriye almak isteyecekler. Oldukça anlayışlılar ama, durun, menülerini inceleyin, fiyat sorun no problem:) 
MGE_0371
MGE_0373
MGE_0366Oldukça canlı, enerjisi olan bir meydan Navona…Yakınlarında bir yerde konaklayın derim. Ama beni meydandan çok, etrafındaki sokaklar etkiledi. Tek tek hepsini gezin, sokakların ruhunu yaşayın, fotoğraf çekmeyi ihmal etmeyin. Biz de meydandan ayrılıp hemen ara sokaklara daldık. En sevdiğim yerler! Öyle ki kendimi alamıyorum, her sokak mı güzel olur? Nereye başımı çevirsem fotoğraflıyorum, o derece! Ve sokakların muhteşem pizza kokusu!  Acıktığımızı hissedince Navona Meydanı yakınında bir pizzacıya resmen daldık. Take away pizzalarımızı aldık, amacımız dolaşa dolaşa yemek. Yemekle ilgili detayları, yakında yayınlayacağım Roma Yeme-İçme Rehberi yazımda okuyabilirsiniz.
20170305-MGE_0359
ATR_4967
Mutluyuz, enerjisi harika Roma’nın… Hava da mis! Daha ne isterim? Piazza Navona’dan çıkıp şuursuzca yürümeye başladık. Otele vardığımızda bize hemen harita verip işaretlemişlerdi gezilecek yerleri. Ama şu an, bu ilk günde bakmak istemedim. Ruhumuz bizi ne yöne götürürse oraya doğru yürümek istedik sadece. Bir süre sonra Roman Forum’a varmışız, gidince anladık:) Antik bir şehir. O kadar güzel ki, hem antik şehri görüyor, hem tarihi kokluyor, hem de biraz uzaktan da olsa Collesseum manzarasıyla baş başa kalıyorsunuz.
ATR_4924
MGE_0429
MGE_0447
20170305-MGE_0499
Biraz yorulduk, malum uçak yolculuğu falan derken akşam oldu artık. Tekrar Navona sokaklarına dönüp kendimizi müthiş Pizza kokularına ve lezzetine teslim ettik:)
20170306-MGE_0521
2. gündeyiz ve ben sabahın saat 5:00’i uyandım. İstanbul’da her gün 07:00’de uyandığım için vücut saatim buna alıştı sanırım. Pencerenin önünde Roma’nın da uyanmasını bekledim…
Oteldeki kahvaltı seansından sonra yola koyulduk. Bugünkü planımızda Aşk Çeşmesi ve İspanyol Merdivenleri var. Derhal o çeşmeye o bozuk para atılacak kardeşimmm!!! Attım merak etmeyin:) Çeşmeye varmak, her sokakta fotoğraf çeke çeke, “Aa burda ne varmış, burası neresiymiş , ayy ne tatlı cafe” dememize rağmen 10-15 dk sürdü.
ATR_4994
ATR_4982
MGE_0551
Vardığımızda bir de ne görelim; atılan bozuk paralar görevliler tarafından toplanmakta:) Ve oldukça kalabalık… Hmmm, Aşk Çeşmesi ile bu şekilde karşılaşmak istemezdim ama bunlar keyfimi kaçıramaz! Yaklaşık yarım saatlik bekleme süresini hemen çeşmenin yanıbaşındaki cafede cappuccino içerek değerlendirdik:) Sonra da sağ elimle sol omuzumun üstünden parayı havuza fırlattım:) Artık Roma’ya bir daha gideceğim kesinleşti:) Bu önemli görevi başardıktan sonra artık İspanyol Merdivenleri’ni görebiliriz. Aşk Çeşmesi’nden Piazza Spagna’ya doğru ilerlemeye başladık. Resmen güzelim Roma sokaklarında Hülya Koçyiğit edasıyla savrularak yürüyorum. Biraz daha kassam eski Türk filmlerinden çıkmış gibi “Çocukluğum bu mahallede geçti, “Zamanında bütün bu sokak şahs-ı muhterem babamındı”, “Ahh işte bu bizim evimiz!” gibi triplere gireceğim. Ama o kadar kaybetmedim kendimi şükür!
ATR_4954
Yollar o kadar güzel ki, bu şehirde kaybolsanız da önemli değil… Bir ara kocaman görkemli bir kapının önünden geçtik ve açık olduğunu farkettik. İçerisi harika sütunlarla dolu bir bahçe!
20170306-MGE_0579
Güneş bahçenin ortasına, limon ağaçlarının arasından süzülüyor… Çok hoşumuza gitti ama biraz da çekindik çünkü kimseler yoktu. Birkaç fotoğraf çektikten sonra gelen birilerinden öğrendik ki; burası rahibelere ait bir bahçeymiş. Binanın diğer tarafı da konservatuarmış… Fotoğraf yasak dediler ama biz çoktan çekmiştik zaten:)
İspanyol merdivenleri kalabalığıyla uzaktan “Ben burdayım” diyor!
“Merhaba sevgili merdivenler! Ben geldim!”
MGE_0586Yaklaşınca izlediğim o güzelim filmleri yaşadım resmen… Şurada bu film çekilmişti, burada bu sahne vardı, hep özene bözene, imrenerek izlediğim, “Ayy ne güzelll şehiir, ne güzell film” diyerek bir paket cipsi ağzıma tıktığım o anların anısına keyfini çıkarıyorum bu şehrin!:) Her köşesine hakettiği değeri verdim. Bu arada İspanyol Merdivenleri’ne gelirken, yürüdüğünüz sokaklarda İtalya’nın sembollerinden Pinokyo’nun satıldığı harika dükkanlarla da karşılaşabilirsiniz.
20170307-ATR_5190
Ama aklım tam karşısındaki caddede yalan yok, Via Dei Condotti! Muhteşem markaların bulunduğu cadde. Tarih dokusundan sıyrılıp, sinsice ilk hedefim Gucci şükelasına doğru yöneldim. Turlamam ne kadar sürdü bilmiyorum, kendimden geçmişim:) Tekrar kendime geldiğimde acıkmıştık. Alışveriş konusunda kendimi tutmam da epey zor oldu:) Zalımsın Gucci, zalımsın Hermes diyerek karnımızı doyurmaya gittik. Ya ne yapacaktık? Pardon burası Roma!:) Ye, dua et,sev! 
20170305-MGE_0474
3. gün en en ennnnn merak ettiğim mahalleye Trastevere’ye gideceğiz. Biliyorum gece çok daha güzel ama gündüz de görmek istiyoruz, sonuçta fotoğraf çekeceğiz değil mi?
Nehri geçip Trastevere’ye vardık. Evet çok güzel, ama çok sessiz… Kimseler yok, tek tük insanlar var. Güzel sokakları dolaştık, hazır kalabalık yok, bana deli diyen de çıkmaz, hopladım, zıpladım bir sürü fotoğraf çektim, çektirdim.
ATR_5083
20170307-MGE_0726
ATR_5132
ATR_5708
MGE_0774Sonra bir kahve molası verdik ve Pantheon’a doğru yürümeye başladık. Şu köşeyi de dönelim ne varmış, bu köşeyi de dönelim ne varmış derken karşımıza çıkıverdi.
ATR_5031
ATR_5035
Gerçekten ihtişamlı. Bir çok ünlü kişinin de mezarları burada. İçerisi oldukça kalabalıktı, o yüzden çok fazla keyif alamadım. Aslında tek tek inceleyip, üzerinde konuşmak gerek ama o kalabalıkta istediğim tek şey dışarıya çıkmaktı. Hemen bir gelato yemeliyim dedim ve dondurmayı kazanla verdikleri o güzelim dondurmacılara doğru eşimi sürükledim:)
Bu arada otele en yakın yer,  Navona Meydanı’ndan sonra Pantheon. Roma’da onyüzmilyon yerde denediğim dondurmaların en güzelinin de Pantheon’da olması bir nevi şansım oldu. Aldığım bir kaç kiloyu saymazsak tabi:(
Neyse, orası senin burası benim dolaşıyoruz. Plan yok, program yok… En sevdiğimiz şey!  Hoşumuza giden bir yer mi gördük, hemen dalıveriyoruz içeri, keşfediyoruz. Sokağın ortasında bir masaya oturmuş, pişti oynayan yaşlı iki italyan amcayı izliyoruz falan… Böyle işte:)
4.gün Vatikan var sırada.
MGE_0969 copy
MGE_0939
Biz biletlerimizi İstanbul’da internetten almıştık. İyi ki de öyle yaptık. Hiç beklemeden müzeye girdik. Müzeden çok etkilendiğimi söyleyemeyeceğim ama Sistine Şapeli ve çıkıştaki merdivenler olduka etkileyiciydi.
20170308-ATR_5296 copy
Şapel’de asla fotoğrafa izin verilmiyor. 1 tane bile çekemedim. Oysa allem eder kallem eder hallederdim ama olmadı. Zaten müze girişinde Ig story’me ortamı atayım derken iki polis üzerime koşarak gelince biraz tırstım. “Ama herkes çekiyor” diye çıkışınca da “Onlar birbirlerini çekiyorlar, siz güvenliği çekiyorsunuz” diye fırçamı da yedim:) Aslında ilk girişte aynı polisten uyarı almıştım, adam sürekli “Size daha önce de söyledim” diyip durdu.  Saçmasapanımsı gülümsememi takındım, tam olarak nasıl birşey ben de bilmiyorum, “Kem küm aa öyle mi peki tamam” diyerek şirince yanlarından ayrıldım. Kaçarak da diyebiliriz:)
Neyse Sistine Şapeli’ne ulaşmak deveye hendek atlatmaktan zor! O kalabalıkla beraber daracık merdivenlerden geçiyorsunuz, ha geldik ha geleceğiz derken o müze gözüme iyice bir labirent gibi görünmeye başladı. Böyle olunca da yol boyunca gördüğüm sanat eserlerinden pek keyif alamadım.
Vatikan’dan çıkınca planımız bazilikaya çıkmak ve o meşhur Vatikan fotoğrafını çekmekti. Ama öyle bir kuyrukla karşılaşıyoruz ki , dönüş günümüzde anca çıkarız bazilikaya! Bu kadar zaman çıkmayı başarmış ve fotoğrafı çekmiş tüm fotoğrafçı arkadaşlarımıza “Helal olsun” diyerek Vatikan’dan ayrılıyoruz.
Sırada Melekler Kalesi var. Aaa bugün kadınlar günü, tüm kadınlara giriş ücretsizmiş. Yaşasın! Valla Vatikan sonrasında kişi başı 13 Euro vermek pek işime gelmemişti iyi oldu:)
20170308-MGE_0947
20170308-MGE_0951
Melekler Kalesi diyince böyle içiniz huzur doluyor değil mi? Bana da öyle olmuştu. Yahu burası işkence kalesiymiş! Cem Sultan bile burada tutuklu yatmış. Zindanlar o kadar kötü ve karanlıkmış ki, rutubetten ve açlıktan mahkumlar ölüyormuş. İdam edilenlerin kafası ise günlerce köprüde asılı kalıyormuş. Vallahi içim şişti a dostlar! Melekler ve Şeytanlar filmini izleyince muhakkak gidelim demiştik. Evet harika bir şehir manzarası var ama geçmişi beni üzdü ve içimi kararttı. Ancak yine de iyi ki gidip görmüşüm diyorum. Siz de gidin görün hadi tamam:) Çıkışta bir gelato ya da tiramisu patlatırsınız geçer:)
Şimdiiiiii artık tekrar şehre ve güzelim Roma sokaklarına karışmak istiyorum. Bu kadar tarih ve kasvet bana yetti.
20170308-ATR_5340
5.gün Collosseum’u göreceğiz. Hadi bakalım yola düşme vakti. İlk gün Roman Forum’ a gitmiştik ya, onu biraz daha geçeceğiz. Otelin verdiği harita yanımızda, internet de var, hiçbir problem yok yolumuzu bulma konusunda.
Collesseum’ dan içeri girmek istemedik. Sebebini ben de bilmiyorum:) Belki gitmeden önce gördüğüm fotoğraflarından etkilenmedim, belki dışının çok güzel oluşu bana yetti karar veremiyorum:)
20170309-ATR_5422
20170309-MGE_1122
Hava güzeldi ve harika bir ışık vardı gittiğimizde, gönlümce fotoğraf çektim. Roma’ya yine gitsem tekrar uğrayacağım yerlerden.
Collesseum’dan ayrılınca yürümeye başladık. Şehrin hiç bilmediğimiz yerlerini gördük. Hatta mandalina ağaçlarıyla dolu bir cadde vardı ki bayıldım. O gün sanırım en çok yürüdüğümüz gün oldu. Fakat bugün son akşamımız. Ve onu da Trastevere’de geçirmeye kararlıyız. Zira akşamını görmedik henüz…
Otelde biraz dinlendik ve artık Trastevere’ye gitmeye hazırız. 10-15 dk lık bir yürüyüş sonrası bu güzelim mahalledeyiz. Resmen aşık oldum! Bir mahalle gündüz ve gece bu kadar mı farklı olur? Enerjisi, ruhu değişir. “Hayır hayır gitmek istemiyorum burdan” diye deli gibi bağırmak istiyorum ama saçmalamamalıyım! Gözümüze güzel görünen en şirin, en tatlı restauranta oturduk. Roma’da yediğimiz en lezzetli yemekler Trastevere’deydi. Muhakkak bu mahallenin akşamını yaşayın. Gezin, güzel bir yemek yiyin, kalabalığa karışın… Bayılacaksınız!
20170309-ATR_5591
Roma! Çok sevdim seni be! Bir daha geleceğim söz…

Today’s Outfit: Kırmızı

26 Şubat 2017 outfit 0 Comments

Bugünün kombini siyah mom jean, kırmızı kazak ve şapka oldu! Kırmızının en sevdiğim tonu sanırım nar çiçeği. Bir de M.A.C’in Ruby Woo rujunun kırmızısına bayılıyorum.

Kısa kazaklarla yüksek bel pantolonları çok yakıştırdığım için mom jean tercih ettim. Malumunuz dönemin trend parçaları… Şapkam ve oxford model ayakkabılarımla biraz da 80’ler havası oldu, çok da hoşuma gitti. Ayrıca detay olarak fishnet çorap kullandım.

Şubat doğumluyum ve kışı seviyorum ama artık gerçekten yazı çok özledim. Havanın biraz müsait oluşundan, bir süre sadece kazakla dolaştım ve yazı özlemle andım:) Aynı şeyi yaz sonlarında kış için yapıyorum o da ayrı:)

Kazak: Zara /Mom Jean: Zara / Şapka: H&M /Ayakkabı: Matraş / Fishnet: Penti

20170225-MGE_007720170225-MGE_008320170225-MGE_0075


Tırnak Bakımı

24 Şubat 2017 Genel 0 Comments

Eller önemli:) Kadın, erkek fark etmez temiz ve bakımlı eller hep güzel izlenim bırakır. Ama bakarsan bağ, bakmazsan dağ olur demişler, ne güzel söylemişler:) Ne kadar güzel ellere ve tırnak yapısına sahip olursanız olun, bakımsızsanız; kurumuş, çatlamış ellerle dolaşmak zorunda kalabilirsiniz.

Bir de aşırı kuru cildi olan talihsizler var ki o benim:) Kilo kilo krem sürsem anca, o derece! Dolayısı ile çok daha fazla dikkat etmem gerekiyor. Hele de oje sever biri olunca mecbur:)

Gelelim kısacık tırnaklarımı nasıl uzattığıma ve ellerime nasıl bakım yaptığıma… Bu arada biraz sıkılgan bir ruhum vardır, bugün uzun tırnak severim, yarın sıkılır kısa tırnak sevdasına düşerim, işim hiç belli olmaz. Ama şu an favorim uzun tırnaklar:)

Öncelikle boooolll su! Evet, cilt, saç, tırnak her türlü bakımın, nemin sırrı bol su içmek. Bunu ihmal etmiyoruz. Beslenmemiz de önemli elbette; protein, sebze ve meyve ağırlıklı beslenmeliyiz. Yemeğin üstüne güzel bir Türk kahvesi mi içtik? Telveyi atmıyoruz… Hemen elimize güzel bir masaj yapıyoruz ve bol suyla duruluyoruz. Bakın bakalım nasıl yumuşacık oluyorlar.

İtiraf ediyorum, bu dönem kullanmadığım kadar el kremi kullandım. Yatak odası, banyo , araba yetmezmiş gibi mutfak tezgahıma da krem koydum. İşim bitince bir pompa sıkıp güzelce kremliyorum ellerimi ve mutfaktan öyle çıkıyorum. Çünkü el ve tırnaklarınız ne kadar nemli olursa, o kadar güzel görünürler ve tırnaklarınız çabucak uzar.

Tırnaklarımı uzatan sırrım ise 2 tane. Asla vazgeçemem. Birincisi E vitamini kapsülü. Eczaneden alabilirsiniz. Ojelerimi çıkardıktan sonra ellerimi bol suyla yıkayıp, bir adet E vitamini kapsülünü patlatıyorum ve tüm tırnaklarıma, ellerime masaj yapıyorum. Yatmadan önce de temizlenmiş yüzüme güzelce sürüp öyle uykuya dalıyorum.

İkinci sırrım ise kalyon! Resmen zırh gibi koruyor tırnaklarımı. Uzatıyor… Oje sürmeden önce base coat olarak kullanıyorum. Eğer oje sürmeyeceksem 2 kat sürüyorum. Tırnaklarıma hava aldıracaksam, gece E vitaminiyle masaj yapıp, hiçbir şey sürmeden yatıyorum.

Limon suyu ile de masaj yaptığım da oluyor, ama hafta da bir veya iki kez en fazla.

Benim el ve tırnak bakımım böyle:) Sizin de el ve tırnaklarınız için uyguladığınız bakımlar varsa yorum bırakıp paylaşabilirsiniz:)

Sevgiler…

20170206-MGE_7146 copy20170118-IMG_4995 copy20170124-IMG_5103 copy20170213-IMG_720320170103-IMG_4748

20170102-IMG_471020170117-IMG_4989 copy copy